1-Karanlıktaki Aydınlık

Tùy Chỉnh

Bölüm yenilenmiş,düzenlenmiştir!
Medya: Aras ve Tutku
Vote vermeyi unutmayalım!
Yorumlarınızı bekliyorum..
Keyifli okumalar canlarım :)



Tutku'dan



Hayatımın en berbat günlerinden birini yaşıyordum. Bir yıldır çalıştığım şirket, dolandırıcılık ve sahtecilik yoluyla insan hayatı ile oynuyormuş ve ben bunu yeni fark ediyordum. Kazandığımız ihale sonucunda yapılacak olan proje için imzalanan sözleşmenin maddelerini ve projenin yapım aşamalarını inceliyordum. Sözleşmede yazılan ile yapılanın arasındaki uyuşmazlığı anladığımda bir izahının yapılması için soluğu patronumun yanında aldım.
Fark ettiklerimi tek tek maddelere dayanarak anlatırken renkten renge giriyordu. Sinirlendiğini, köşeye sıkıştığını domatese dönen renginden anlayabiliyordum. Karşımda şekilden şekle girerek uyarıcı ses tonu ile parmağını sallayıp bir şeyler anlatıyordu. Bana kalırsa çırpınışlarının son demleriydi bunlar.
Yapamazdım, anne ve babam insan hayatını kurtarmak için canla başla yıllardır çalışırken ben bu duruma göz yumamazdım. Ailem benim dürüst bir insan, topluma faydası olan bir insan olarak yetiştirmek için yıllarca nasihatler vermişlerdi. Onların bu nasihatlerini boşa çıkaramazdım, bana yakışmazdı hem de hiç.
"İstifa ediyorum!"
"Ben de zaten kovuyordum!"
"Hah! İnanın bana çok klişesiniz ve şunu da bilin bu burada kalmayacak!"
Kapıyı sertçe vurarak çıktım odasından. Arkamdan söylediklerini duymuyordum bile. Sinek vızıltılarından farksızsı benim için söyledikleri. Odama girip şahsi eşyalarımı toplayıp, istifa dilekçemi de yazarak odadan çıktım.
Yirmi dört yaşında, yaşıtlarıma ve meslektaşlarıma göre iş camiasında çok aranan ve peşinden koşulan bir mimardım. Genç yaşıma rağmen birçok önemli, büyük projelerde yer almıştım. Yurt dışında eğitim aldığım üniversitedeki hocamın şirketinde çalışıyordum. Üniversite yıllarım dahi uzun yıllar yurt dışında kaldığımdan ülkemi ve ailemi çok özlemiştim.
O sıralar dönüş için bir iş teklifi bekliyordum ve gelen ilk teklifin üzerine atlamıştım. Lanet olsun! Neden hemen atılmıştım ki? Keşke araştırsaydım derinlemesine.. Kim bilir bu şirketten çıktığımı duyanlar benim hakkımda neler düşüneceklerdi. Gelebilecek iş tekliflerinde azalma yaşanacağına emindim ama umudumu kaybedemezdim. Sonuçta herkes yanlış kişilerle karşılaşabilirdi hayatta.
Arabama atlayıp huzuru bulduğum adresin yolunu tuttum. Uzun yıllardı hayatımda olan ve sonunda duygularını itiraf ettiğinde karşılığını da alan adamın Tolga'nın, sevgilimin evine gidecektim.
Bu saatlerde evde olmayacağı için sürpriz olması ve kafamı da dağıtmak adına ona mutfakta güzel bir akşam yemeği hazırlayabilirdim.
****
Evin önüne geldiğimde her zamanki yerine park edip kapıya doğru yürüdüm. Çantamın içerisinden çıkarttığım anahtar ile kapıyı açıp içeriye girdim. İçeriye girdiğimde her zamankinin aksine bir huzursuzluk, mutsuzluk içimi sarmıştı.
Günün yorgunluğu ile kendimi salona yolladım. Koltuğa yorgun beden ile yığılacağım sırada duyduğum kadın kahkahası ile olduğum yerde kalakaldım. Tolga'nın evde olmadığına neredeyse emindim. Üst katlarda yatak odası ve banyodan başka bir oda yoktu.
Ses daha önce aşina olduğum bir sesti.. çok yakınımdan bir ses. Kalbimde meydana gelen sıkışma nefes alış verişlerimi hızlandırıp beni daraltırken ayaklarım hem gitmek hem de gitmemek istiyordu sesin geldiği yere.
Derin derin nefesler alarak merdivenlere doğru yürüdüm. Titrek adımlarla merdivenleri çıkarken bunun olmaması için bir yandan da dua ediyordum. Yatak odasının kapısı aralıktı.
Cesaret! Nerede senin cesaretin Tutku?
İç sesime kulak kesilip cesaretimi toplayarak odanın kapısını titreyen elime rağmen açtım. Açmaz olsaydım! Yatağın hemen yanındaki boy aynasından gördüğüm yüz en yakın arkadaşım Esra'ya aitti. Altında kalan beden ise sevgilim dediğim adama, adam demeye bin şahit olan, Tolga'ya aitti.
"Tolga?"
Adını duyduğunda gözleri yavaşça beni buldu. Ani bir hareketle üzerinde çırılçıplak olan Esra'yı kenara itip yataktan çıkmaya çalıştı panikle.
"İkinize de yazıklar olsun.."
"Tutku! Sevgilim.."
Hala bana nasıl o kelimeyi söyleyebilirdi. Bu olabilir miydi gerçekten, en yakın arkadaşım ve sevgilim tarafından ihanete mi uğramıştım. Yaşadığı hayal kırıklığı sonucunda paramparça olan kalbim etrafa saçıyordu kırıklıklarını. Onlara batması gereken, onların canını acıtması gereken kırıklar benim canımı acıtıyordu.
Buram buram ihanet kokan odadan çıktım, hışımla. Bu yerden, bu andan hemen uzaklaşmalıydım. Daha fazla bir parçası olamazdım. Merdivenlerden ikişer, üçer inerek alt kata ulaştım. Antreye koyduğum çantamı alırken koluma yapışan el ile olduğum yerde kaldım.
"Tutku dinle beni"
"Neyi dinleyeyim, en yakın arkadaşımla bana yaşattığın ihaneti mi, yoksa beni nasıl aptal yerine koyduğunuzu mu, dur dur yoksa ruhumun nasıl bu ihaneti hiç duymadığını mı? Söylesene Tolga sırf bekaretimi sana vermedim diye canımı yakmak için en yakın arkadaşımla mı sevişiyorsun?
"Hayır.. öyle bir şey değil"
"Nasıl bir şey? Aslında biliyor musun boş ver benim için zaman kaybı anlatacakların.. çok şükür gururum var aptal kızları oynayarak anlatacaklarını merakla beklemiyorum.." Gururum vardı evet ama birinin gururu yoktu.. onun da bundan nasiplenmesi gerekirdi, öfkemden.
"Seni adi sürtük! Sevgilimde gözü olan ahlaksızın teki ile nasıl dost olabilmişim aklım almıyor.. ama biliyor musun Esra sen hep başkalarına ait olanları isteyecek kadar adi bir insansın, hayatında hiçbir zaman tümüyle, tamamı ile sana ait olabilecek tek bir şeye dahi sahip olamayacaksın!" avazım çıktığı kadar bağırıyordum.
Kolumdaki elden kurtulup kapıdan çıktım hızlıca. Titreyen bacaklarım beni zar zor arabama yönlendirirken daha fazla tutamadığım göz yaşlarım akabildiler özgürce.
****
Yanaklarımdan süzülen yaşlar, bağımsızlığını ilan eden yaşlar ihanetin acısıyla değdiği her zerremi yakıyordu. Saçlarımdan aşağıya akan soğuk su acımı dindirmek yerine daha da acıtıyordu canımı.
İhanet.. hem dostun hem de sevgilin tarafından ihanete uğramak. Nasıl bir yüktü bu bana? Kırılan kalbimi onarabilir miydim, yitip giden güvenimi yeniden sağlayabilir miydim insanlara? Silebilir miydim aklımdan gördüklerimi, kalbimden yaşadıklarının acısını?
Sevgisine inandığım, güvendiğim adam beni aldatmıştı hem de dostum dediğim biriyle. Bu kadar mıydı verilen değer, duyulan saygı ilişkimize,bana. Değer miydi şu anki kalp kırıklıklarıma beş dakikalık zevki.. onun için harcadığım zamanımın yerine ne koyabilirdim ki bilmiyordum.
Zaman.. ihtiyacım olan şey belki de zamandı veya değildi. Bildiğim tek şey ise şu anda bütün bunlardan uzaklaşmaktı.
Banyodan çıkıp odama girdiğimde yatağın üzerine fırlatmış olduğum telefonumu aldım elime. Şu anda beni en iyi anlayacak ve rahatlatacak olan kişi hem dostum hem de kuzenim olan Nida'ydı.
Telefonun birkaç kez çalınmasından sonra insanın içini ısıtan sesi kulaklarıma doldu.
"Alo, kuzum?"
"Nida.. be-ben çok kötüyüm"
"Tutku.. canım ne oldu?"
"Tolga, beni aldattı hem de.." sözlerimi ağlamam bastırmıştı. Yaşadığım ihanetin acısını dile dökmek çok zor geliyordu bana.
"Ne dedin sen, kiminle?"
"Esra ile.." Sessizlik oluştu. Her zaman konuşacak bir şey, teselli edecek sözleri olan Nida susmuştu.
"Allah onların belasını versin.. sana bunu nasıl yaparlar!"
"Nida.. düşünmemeye, aklımdan atmaya ihtiyacım var"
"Anlıyorum kuzum, o zaman her zaman gittiğimiz mekana gidelim mi?"
"Gidelim.. akşam orada buluşalım olur mu?"
"Olur bitanem.. akşam görüşürüz. Sakın kendini harap etme değmez"
"Akşam görüşürüz.."
Aras'tan
Aynadaki görüntüme son kez bakıp arabamın anahtarlarını alarak evden çıktım. Şirkete her zamankinden daha da erken gidecektim bugün. Gün ortasında önemli bir toplantım vardı ve öncesinde babamın benimle dün akşam yemeğinde bahsini ettiği gizemli konuşmayı yapacaktık.
Anne ve kız kardeşimin yanında yapmayı reddettiği konuşmayı şirkette benimleyken baş başa yapacaktı. Altından hiç hoşuma gitmeyecek bir şeyin çıkacağı kesindi. Arabama binip kemerimi de bağlayarak şirketin yolunu tuttum.
Yolda giderken meşhur İstanbul trafiğine takılmıştım. Ah mükemmel. Bekle bekle dur şimdi. İstanbul yaşanmaya değer bir şehirdi ama bir de şu trafiği olmasaydı daha da yaşanılacak bir şehir olurdu.
Uzun bekleyişin sonunda açılan trafikte açtığım Madonna- Justin Timberlake/ 4 minutes şarkısı ile gazı kökledim. Bu kadını seviyordum. Yurt dışında okuduğum yıllarda hiçbir konserini kaçırmamıştım.
Nihayet şirkete geldiğimde arabamı otoparka park edip asansöre bindim. Öncelikle kendi katıma gitmeli, günlük programımı öğrenmeliydim. Odama girdiğimde ceketimi portmantoya asıp masamın başına geçtim.
Benden hemen sonra odama giren asistanım Gökçe alıcı bakışlarını üzerimden ayırmadan günlük programımı sıralamaya başladı. Bu kızın bana olan bakışlarına gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Kadın kısmının kendini basitleştirecek tavırlarda, davranışlarda bulunmasını sevemiyordum.
"Bugünlük programınız bu kadar Aras bey.. Ah! Birde şey var babanız Hilmi bey sizi odasında bekliyor"
"Biliyorum Gökçe.. çıkabilirsin, teşekkürler."
"Rica ederim efendim, benim işim bu"
O odadan çıktıktan sonra bende yavaş adımlarla dışarıya çıktım. İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı vardı. Bunun babamın söyleyecekleri ile bir alakası olduğunu biliyordum. Ne zaman benimle gizli kapaklı bir şeyler konuşmak istese sonunda hep canımı sıkacak şeyler oluyordu.
Kapısını tıklatıp içeriye girdim. Koltuğuna kurulmuş elindeki dosyayı inceliyordu. Beni görünce elindeki dosyayı masaya bırakıp oturmam için koltuğu gösterdi.  Gösterdiği koltuğa oturup arkama yaslandım. Tarifsiz bir şekilde gergindim. Dışarıdan nasıl göründüğümü bilmiyordum ama babamın bakışlarından anlayabiliyordum.
"Nasılsın oğlum?"
"İyiyim baba ya sen?"
"İyiyim, gayet iyiyim.. Aras uzatmak istemiyorum oğlum direk konuya gireceğim"
"Dinliyorum baba"
"Artık yaşın geldi de geçiyor.." ben bu konuşmanın nereye gideceğini biliyordum o yüzden başlamadan bitirmeliydim.
"Hayır baba.." sözünü kestiğim için sinirlenmişti. Gerilen çene kaslarından belli oluyordu gayet.

"Sözümü kesme! Artık yaşın geldi de geçiyor ve ben artık emekli olmak istiyorum. Şirketi sana devretmek, torun sevmek istiyorum. Evlenmeni istiyorum Aras, hem de Haldun'un kızı Simge'yle.."
"Baba bana sordun mu bu kararı alırken peki? Evliliğe nasıl baktığımı biliyorsun, kadınlara karşı da.. hem ben o kızla evlenmem"
"Biliyorum Aras ama bunlar boş şeyler oğlum. Neyi varmış kızın"
"Var işte bir şeyleri.. duyduğum, gördüğüm. Ailemize yakışmaz."
"Oğlum sırf evlenmemek için iftira atma kıza" Ben ve iftira atmak. Bunu beni yetiştiren mi söylüyordu? Gerginliğim, sinire dönüşüyordu.
"İftira atıyorum öyle mi?"
"Evet.. hanım hanımcık bir kız Simge" Yok artık, bu kadarı da fazlaydı. Bir de evet diyor.
"Hanım hanımcık öyle mi.. hah! O kız barlardan, gece kulüplerinden çıkmayan. Beyni uyuşmuş, yapma bebek gibi ortalarda.. pardon onun bunun kucağında dolanan kendini basitleştirmiş bir kız baba! Gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren, onunla bununla yatak muhabbetleri kulaktan kulağa dolaşan kendini basitleştirmiş.. bana hiç ama hiç güven vermeyen bir kız. Ne bana, ne de aileme yakışır o kız! Simge iyi bir kız olabilir ama kendini çok düşürmüş bir insan baba.. onun bu hali hiç hoşuma gitmiyor emin olabilirsin. Keşke böyle bir insan olmasaymış ama olmuş işte ve üzgünüm ben böyle bir kızla evlenmem!"
"Aras! Ne biçim ithamlar bunlar oğlum!"
"Doğrular baba.. sorabilirsen Ada'ya sor o anlatsın sana. Son kez söylüyorum evlenmeyeceğim!"
Oturduğum koltuktan sinirle kalkıp kapıya yöneldim. Kapıyı açacağım sırada beni durduran babamın sözleri oldu.
"Şirketi, evini, paranı ve en önemlisi mesleğini kaybetmek istediğine emin misin?"
"Bu mudur yani! Tehdit mi edeceksin beni bunlarla sırf evlenmeyeceğim diye.. baba ben senin oğlunum ve yaşadıklarımı da en iyi sen biliyorsun. Böyle tehditlerle ne elde edeceğini zannediyorsun?"
"Bu yüzden istiyorum ya! Yuvanı kur bir karın olsun çocuğun, çocukların olsun bir kendini bilmez yüzünden mahvettiğin yılların artmasın diye! Son sözlerim bunlar Aras, karar sana kalmış"
Kapıyı arkamdan sertçe vurarak dışarıya çıktım. Lanet olsun! Hayat beni neden bu kadar sıkıştırıyorsun ki!
Bu halimden tek bir kişi sorumluydu Serena! Londra Oxford'da okuduğum yıllarda İngiliz dili ve edebiyatı bölümünde okuyan bir kıza ilk görüşte aşık olmuştum. Uzun uğraşlar sonucu kızın ilgisini kazanmış ve sonunda da sevgilisi olmuştum. Mezun olduğumuz günün gecesi benimle birlikte olup ertesi günü hiçbir neden dahi sunmadan, arkasında bir not dahi bırakmadan beni terk etmişti.
O zamandan beri, yaşadıklarım yüzünden kadınlardan uzak duruyordum, daha doğrusu ilişkilerden. Sadece bazen erkek olduğumu hatırlıyordum o kadar.
****
"Köşeye sıkışmışsın kardeşim" Cihan'ın söyledikleri ile başımı geriye atıp derin bir nefes alıp verdim, sıkıntıyla.
Cihan benim çocukluk arkadaşım, dostumdu. Sahip olmak istediğim aslında olduğum kardeşimdi.
"Ne yapacağımı inan bilmiyorum.. bir de tehdit ediyor Cihan. Ne o öyle eski Türk filmlerindeki fabrikatör baba tavırları.." Cihan'ın kahkahası odada yankılanırken bakışlarım yüzünde geziniyordu, sinirle.
"Sana evlilik yolları göründü kardeşim.. çünkü sen hayatta mesleğinden vazgeçmezsin"
"Cihan!"
Söyledikleri doğru olduğu için sinirleniyordum aslında. Çok sevdiğim mesleğimi bırakamazdım ama evlenemezdim de. Allah'ım ne olur bana bir çare..
Akşam olduğumda evime gidip üzerimdeki kıyafetlerden kurtularak kendime yemek hazırladım. Bir yandan yemeğimi yiyip bir yandan da işle ilgili olan maillerimi okuyordum. Aklıma birden bire yakın da girecek olduğumuz ihalenin hazırlıklarının rapor haline getirildiği dosya geldi.. incelemem gereken dosya. Ve ne yazık ki dosyayı şirkette unutmuştum.
Yemeğimi bitirip bulaşıkları kaldırdıktan sonra üzerimi değişip evden çıktım. Neyse ki şirketle evim arasında çok fazla mesafe yoktu.
****
Ara sokaklar karanlıktı. Şirkete giden kestirme yollardan birine sapmıştım. Bu saatlerde buralarda in cin top oynuyordu.
Çığlık.. kulağıma ansızın dolan çığlıkla etrafa bakınmaya başladım. Arabama doğru bir kız hızla koşuyordu. Yardım çığlıkları boş sokakta yankılanırken ben neyden sebep çığlık attığını anlamaya çalışıyordum. Arabanın farları sayesinde arkasından koşturan bir iki serseriyi gördüğümde çığlıklarını sebebini anladım.
Hızla arabayı üzerlerine doğru sürerek ani bir frenle durdum. Neredeyse kıza çarpacaktım ama ucuz kurtulmuştu. Bir hışımla indiğim arabamdan uzaklaşıp kıza doğru yürüdüm hızla. Korkudan tir tir titreyen bedeni, hızlı hızlı aldığı nefesleri içimi cız ettirmişti. Hayvan herifler nasıl da korkutmuşlardı kızı.
Ani hareketle kızı arkama alıp ardından koşanlara doğru adım atmaya başladım. Arabadan inerken almayı ihmal etmediğim sopa ile üzerlerine yürüyüp bağırmaya başladım, öfkeyle.
"Utanmıyor musunuz kızı korkutmaya hayvan herifler.. dağılın yoksa beyninizi dağıtırım sizin!"
Oldukları yerde hala yürürken adımlarımı daha da hızlandırdım. Önce geri geri gitmeye başladılar ardından da topukları bir taraflarına vurana kadar koşmaya. Derin nefes alıp arkamı kıza döndüm. Hala titriyordu, ayakta duracak hali yoktu. Yanına yaklaştığımda sendeleyerek geriledi. Sarhoştu belli ki..
Anlamıyorum bu kızları, tek başlarına sarhoş bir halde  ne diye ara sokaklara girerler ki?
"İyi misin?" cevap vermedi sadece etrafa bakıyordu bilinçsizce.
"Bu saatte üstelik bu halde ne işin var burada?" Gözleri beni bulduğunda yavaşça kapandı. Birkaç dakika içerisinde ben ne olduğunu anlamadan kollarıma yığıldı.
****
Arabamın ön koltuğunda ayıltamaya çalıştığım daha önce hiç görmediğim, tanımadığım bir kız vardı.  Torpidodan aldığım kolonyayı yüzüne sürerek ayıltmaya çalıştım. Yavaşça kendine geliyordu..
Göz kapakları titreyerek, yavaşta açıldığında hayretle bakakaldım. Daha önce hiç bu kadar koyu gözler görmemiştim, geceden koyu gözler..
"Nerdeyim ben, sen kimsin?"
"Arabamdasın korkma sana bir zararım dokunmaz.. az önce birkaç serseriden kaçıyordun yardım çığlıkları atarak"
"Te-teşekkür ederim.. gerisini ben halledebilirim, yardım ettiğin için sağ ol."
"Önemli değil, insanlık vazifesi de bu halde halledebileceğine emin misin hala sarhoşsun en azından seni ayıltabilirim.."
"Ha-hayır gerek yok"
"Bak, demin yaşadıklarını tekrar yaşayabilirsin.. karşına bir başkası çıkmayabilir benim gibi şirketim yakında gel sana bir kahve yapayım kendine gel.. korkma gerçekten sana bir şey yapmayacağım.."
"Ah, başım.. pekala bir kahve iyi olur"
Şirketin önüne geldiğimizde arabayı park edip indim. Kız kapıyı açmaya çalışıyordu. Kapısını açıp indirmeye çalıştım dikkatlice. Belinden sıkıca tutarak yürüttüm. Kapıdaki güvenlik bizi gördüğünde şaşkınca yüzüme baktı.
Asansörü çağırmasını söyleyip önden yolladım onu. Zemin kata ulaşan asansöre binip kızı tutmaya devam ettim. Odamın bulunduğu kata gelince inip kapıma ilerledim. Kızı ikili koltuğa oturtarak ayıltmak üzere kahve yapmak için kahve makinemin yanına gittim.
Yapmış olduğum kahveyi alarak yanına ilerledim ve kupayı ona uzattım ilk haline nazaran ayılmışa benziyordu. Elimden güçlükle alıp teşekkür etti. Sessizce kahvesini yudumlarken bende onu inceliyordum. Giyimine bakılınca maddi durumunun yerinde olduğu belli oluyordu. Buram buram parfüm kokuyordu alkolle karışık. Yüzü sevimliydi fakat bir o kadar çekici. Geceden koyu gözleri, uzun kirpikleri, dolgun dudakları vardı. Uzun, açık kumral saçlara sahipti.
"Ne yapıyordun bu halde o sokakta, aklından ne geçiyordu?"
"İşten ayrıldım..sevgilim beni en yakın arkadaşımla aldattı, gözlerimle gördüm ve ben bunların hepsini bugün art arta yaşadım.. sonra kuzenimle bara gittim içkiyi fazla kaçırdım onu zorla eve yolladım ve  daha fazla içtim.. Mekandan çıktım taksi bulamayınca yürüdüm.. sonra o sapıklar çıktı.. niyetlerini anlayınca da kaçmaya başladım sonra da sen çıktın karşıma ama çıkmasaydın olacakları kaldırabileceğimi sanmıyordum.. sarhoş olmasaydım günlerini görürlerdi de neyse.."
"Şimdi neden bu halde olduğunu anlayabiliyorum.. bayağı berbat bir gün yaşamışsın benim gibi"
"Senin neden berbattı"
"Babam evlenmemi istiyor şu an bulunduğun şirketin sahibi sadece benim olabilmem için üstelik istemediğim bir kızla.. ve ben evlenemem. Bir kadına bağlanamam.Ama kariyerimde benim için çok önemli..eğer evlenmezsem her şeyimi kaybederim ve bunun olmasını inan hiç istemiyorum.."
"İnsanların birileri adına karar vermelerinden nefret ediyorum, o kadar yıl okuyorsun çabalıyorsun bir kariyer elde ediyorsun ve sonuç evlen yoksa kariyerin biter.. kariyer benim için de önemli.. anlayabiliyorum seni"
"Senin kariyer hayatın.. mesleğin ne yani?"
"Ben mimarım..New Haven Yale' de okudum.. mezun olduktan sonra hocamın şirketinde New York'ta çalıştım sonra da Türkiye'ye döndüm aldığım iş teklifi için.. dönmez olsaydım"
"Aynı sektördeyiz demek.."
"Öyle mi,peki bu şirket ne şirketi ve senin mesleğin ne?"
" Alsancak Holding, inş.." sözlerimi bölerek cümlemi tamamladı, şaşkın bakışları eşliğinde.
"Alsancaak Holding mi? Hani inşaat ve mimarlık şirketi olan? Sen Hilmi Alsancak'ın oğlu musun?"
"Evet.. ve bu şirketin de inşaat mühendisi"
"Vay canına.. bu şirketin methini çok duymuştum.." kahvesini yudumlayıp masanın üzerine koydu ve koyu gözlerini üzerimde gezdirmeye başladı.
"Teşekkür ederim.. sana bir can borcum oldu"
"Önemli değil.. insanlık vazifesi yapmam gerekeni yaptım"
"Herkes yapmıyor maalesef.. sahiden de sana bir can borcum oldu bunu nasıl ödeyebilirim"
Bu gece bu kızın karşıma çıkması tesadüf müydü yoksa Allah'tan dilediğim çare miydi? Deminkinin aksine kızı daha fazla incelemeye başladım. Olabilir miydi gerçekten? 
Bu gece bu kızın karşına çıkması bir tesadüf olmaz..
Kızın koyu gözlerine bakarak yutkundum, sertçe.
"Benimle evlenerek.."



Hadi bakalım hayırlı olsun..
Nasıl buldunuz

1 2 »